17 Aralık 2007 Pazartesi

O beni en çıplak halimle biliyor


Geçirdiğiniz bu kalp hastalığı neyin nesidir?

- Tıptaki adı atrial septal defekt. Türkçesi, kalp delik...

Allah Allah, nasıl fark ettiniz?


- Aslında yıllarca edemedim. Ben kendimi bildim bileli heyecanlı bir adamım. Kalbim çok hızla atar, ağzımdan çıkacakmış gibi. Sesi, resmen dışarıdan duyulur: Güm-güm... Güm-güm... Güm-güm... Herkeste böyledir diye zannettiğim için, bunun fizyolojik bir sorun olabileceği aklıma gelmedi...

Eee?

- İki yıl önceye kadar. O zaman, bu işte bu tuhaflık olduğunu anladım. Çünkü sahneyi paylaştığım daha genç arkadaşlarımdan bile fazla heyecanlanıyordum. Kalbimi sakinleştirebilmek için çok uğraşmam gerekiyordu. Üstelik aritmim de vardı. Yaşamayan birine tarif etmesi zor. Kafasına göre çalışan serseri bir kalp. Canı isterse hızlı atıyor, istemezse yavaş. Sen, ne yapacak diye şaşkınlık ve panik içinde bekliyorsun...

Bugüne kadar hiç check up'a filan gitmediniz mi?

- Gitmez olur muyum? Gittim.

Niye çıkmadı o zaman?

- Benim gibi kondüsyonlu, dansçı ve sağlıklı bir adama kimse hastalık-mastalık kondurmuyor. 5-6 sene önce, babam Ege Üniversitesi'nde by- pass oldu. O arada bana da eko çektiler, 'Kalp kapakçığınızda ufak bir üfürme var' dediler ama önemsemediler. İkinci Bahar dizisinin en popüler zamanlarıydı, kontrol- montrol gürültüye gitti. Ve üzerinden yıllar geçti. Meğer o arada kalbim birkaç milim büyümüş...

Büyümüş de ne olmuş?

- Vücuda zarar veriyor, ömründen yiyorsun. Özellikle de bizim gibi antrenman yapmak zorunda olan insanlar, kalplerine çok daha fazla yüklendikleri için, kalp 2 misli, 3 misli daha fazla çalışıyor. O yüzden de büyüyor.

E ne yaptınız peki?

- Benimle aynı yaştaki bir arkadaşıma 'Ya bende böyle tuhaf tuhaf şeyler oluyor' diye anlattım. 'Bende de!' dedi. Çok şükür ki öyle dedi, birlikte kontrole gittik. 'Boş ver ya, bir şey olmaz' deseydi belki de gitmeyecektik. Farkında olmadan benim hayatımı kurtarmış oldu. Onda bir şey çıkmadı, bende çıktı. Kalpteki büyüme teşhis edildi. 'Muhtemelen, bir de delik var' dendi.

Ne hissettiniz?

- Şoke oldum. Tedaviye başlayabilmek için 2 yıl bekledim. Psikolojik olarak hazır olmam gerekiyordu. Bir de kalp büyümesinde kalp krizi riskin olmuyor, yaşıyorsun ama ömründen yiyorsun.

Rahatsızlığınızı kiminle paylaştınız?

- En yakın bir iki arkadaşım dışında hiç kimse ile...

Aileniz? Anneniz?

- Hayır. Çünkü zaten kardeşime çok üzülüyordu, bir de benim için üzülsün istemedim.

Ne kadar korktunuz?

- Çok korktum. Hayatımda hiç korkmadığım kadar korktum. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin... Yarılacaksın... Açılacaksın. Şimdi cengaverliğin manası yok... Bir de o arada aşık oldum: Bergüzar, hayatıma girdi. Bir taraftan da kalbim büyüyor...

Ona ne zaman söylediniz?

- Başta söylemedim. Bir gün göğsüme kafasını yaslanmıştı, doğruldu bana baktı ve 'Kalbin benim için hızlı atıyor!' dedi. O kadar hızlı atıyordu, dışarıdan bile hissediliyordu. Ben de gülümsedim. Gerçeği söyleyemedim...

Neden ki, kalbi delik bir adamla birlikte olmak istemez diye mi düşündünüz?

- Hayır öyle değil ama... İlişkimizin çok başındaydık. Ona böyle bir şeyi yüklemek haksızlık olacaktı... Bakmayın, ağır bir yük... Ben belki rahatlamış olacaktım ama bin bir tane işinin içinde bir de kafasında bunu taşıyacaktı. Beklemeye karar verdim. Bir de ilişkimizin nasıl şekilleneceğini bilmiyordum. Ama şunu söylediğimi hatırlıyorum: 'Yazın öyle bir şeye tanık olacaksın ki, ya benden ayrılacaksın ya da bana daha çok bağlanacaksın...' Baktı suratıma, bir şey söylemedi...

Bu arada, siz her şeyi ayarlıyorsunuz, müthiş bir gizlilik içinde...

- Evet.

Neden Amerika?

- Çünkü Cleveland'da Murat Tuzcu diye bir doktor var. Kendi dalında dünyadaki birkaç iyi isimden biriymiş. Anjio ile giriyorlar, deliğin üstünde şemsiye açıyorlar, kapatıyorlar ve çıkıyorlar. Çok basit bir sistemmiş. Ameliyat bile denmiyor buna. Yeni bir şey olduğu için deneyimli birinin yapması daha doğruymuş. Bu yüzden Amerika olsun istedim. Bir de tabii Bergüzar faktörü var, burada olsaydım sessiz sedasız halletmeye olanak yoktu, basın üşüşecekti...

Para-mara?

- Doğuştan olan hiçbir şeyi sigorta karşılamıyor. Amerika'da yapılan en ufak bir müdahalenin bile ne kadar pahalı olduğu düşünülürse... Ben tabii henüz haberdar değilim, anjiyo yapılacak ve iş bitecek zannediyorum. Orada ortaya çıktı ki, anjiyo ile halledilemiyor. Açık kalp ameliyatı olmam gerekiyor!

Yanınızda kimler var?

- Bergüzar. Asistanım Fatoş. Ve iki arkadaşım daha: Ömür ve Şüayip... Anneme 'Amerika'ya tatile gidiyoruz' dedim. Gitmeden bir gün önce annem ve babamla kahvaltı ediyoruz, durduk yerde annem, 'Senin kalbin bir garip atıyor' demesin mi? İçeri gitti, tansiyon aletini aldı. Babam, 'Şimdi nereden çıkarıyorsun bunları?' dedi. Annem ölçtü, tansiyonum düşük çıktı, babam, 'Bak gördüm mü, ben sana dedim, oğlanın bir şeyi yok. Turp gibi maşallah. Tansiyonun yükseği kötüdür...' dedi. Anne içgüdüsü işte, bir şeyler hissediyor!

Nasıl bir psikoloji içindesiniz?

- Bergüzar yanımda, en güvendiğim dostlarım yanımda... Hepsi de bana müthiş destek. Testleri yaptırıyorum, bekleme süresinde de araba kiralayıp etrafı geziyoruz, rahatlamak, gevşemek için... Ve annemle telefonda konuşuyorum, bilmiyor ama sanki biliyor gibi ki; 'Bu Amerika sana çok iyi gelecek, kendini yeniden doğmuş gibi hissedeceksin' diyor...

Nasıl bir şey, insanın açık kalp ameliyatına gireceğini öğrenmesi?

- Berbat bir his. Ağlamaya başladım... Palavra yani erkekler ağlamaz... Bir de 14 Temmuz'da ameliyata alabileceklerini söylediler. 14 Temmuz benim doğum günüm. 'Aman Allah'ım bu bir işaret mi?' diyorum. Doğum günümde ölecek miyim, sevdiklerimden ayrılacak mıyım? Anneme söylemeli miyim, söylememeli miyim? Onun beni doğurduğu günde, benim ondan izinsiz ölmeye hakkım var mı, yok mu? Ama söylesem de yapabileceği bir şey yok ki...

Refakatçilerin durum nedir?

- Hepsinin tavrı farklı. Bergüzar çok realdi. Hiç öyle fantastik, uçarı değildi. Ayağı yere basıyordu, sağlamdı, toprak gibiydi. Gereksiz duygusallıklar yapmadı. Acayip destek oldu. Fatoş da öyle. Koruyan, kollayan, asla yalpalamayan... Diğer arkadaşım Ömür, o da dans hocası, 'Bak göreceksin seneye şöyle yapacağız, böyle yapacağız!' diye beni yeni projelerle oyaladı. Şuayip ise bilge ve sakindi, 'Anı yaşa' diyen ses. 'Başına ne gelecekse gelecek, kabullen. Sen sadece kendini ve başkalarını affet...' Ve 14 Temmuz geldi çattı. 1969'da ben doğduğumda da 14 Temmuz'da yağmur yağıyormuş, o gün de yağıyordu...

Doktorların tavrı nasıl, yatıştırmaya mı çalıyorlar?

- Yok hayır, son derece gerçekçi davranıyorlar, ortada ne risk var söylüyorlar. Ben espri yapmaya çalışıyorum, 'Uçağa binmenin bile riski var' diye. 'Yok öyle değil' dediler, 'Bu açık kalp ameliyatı, ölüm riskiniz dahi var...'

O arada annenizle konuştunuz mu?

- Evet tam uyutulmadan önce. Kafamda bone var, ameliyata gidiyorum, sedyedeyim. Yine söylemedim. O da bana, 'Sen çok yoruldun oğlum. Artık biraz dinlenmen lazım' dedi, 'Ama merak etme her şey yolunda gidecek.' Ağladığımı duymasın diye hemen Bergüzar'a verdim telefonu. İnsan ne yaşarsa en yoğun annesiyle yaşıyor, başkalarının metaneti de onu koruyor...

Bu kadar büyük bir operasyondan bir gecce önce neler oluyor? İnsan nasıl uyuyor...

- Uyuyamıyorsun ki. Kıvrılıyorsun. Anne karnındaki gibi. Ya da karda uyuya kalmış gibi. Sırtüstü ya da yüzüstü yatamıyorsun. Ve insan anne ya da baba figürü arıyor. Bergüzar annem oldu, beni kolladı, esirgedi. Tuhaftı her şey. Güzeldi aslında. Bir an gülerken, bir an ağlıyorduk. Duygularımız çok hızlı yer değiştiriyordu... Ve sonra ben, 7 saat süren ameliyata girdim. Siyah bir Amerikalı beni ameliyathaneye götürdü, belli yerden sonra ziyaretçi giremiyor. Ben metin durmaya çalışıyordum, ama bir noktadan sonra kendimi bıraktım, inanamazsınız hüngür hüngür ağlıyorum. Ne zaman refakatçilerimle ilişkim tamamen kesildi, yalnız kaldım, tekrar bir güç geldi üzerime...

Bu arada sizin İngilizceniz nasıl?

- Çok kuvvetli değil. Gencim, dansçıyım diye sempatik davranıyorlar. Ameliyattan önce bir iğne yaptılar. Mutluluk iğnesi gibi bir şey. Ben bir mutluluk böceğine dönüştüm. O çat pat İngilizcemle döktürüyorum. 'Ben dansçıyım, benim gösterim bitti, şimdi sizin gösteriniz başlıyor' diyorum, 'İzin verin de alkışlayayım sizi...' Ben hatırlamıyorum, sonradan anlattılar böyle şeyler söylemişim. Sonra şahane bir uyku çektim...

Kendinize geldiğinizde...

- Yoğun bakımdaydım... Bergüzar girdi içeri... Ne kadar mutlu oldum anlatamam... Deprem enkazı altındaki adama uzanan bir el gibiydi. Öyle bir mutluluk... İnsanlar keşke bu tür büyük ameliyatlar geçirmeden bunları hissedebilseler...

İlişkiniz açısından sınav gibi bir şey miydi?

- Bilmiyorum ama unutulmayacak bir şey. Aramızda bir problem çıkacak bile olsa, o anları hep hatırlayacağım. İnanılmaz destek oldu. Tabii ister istemez, böyle bir tecrübe, havada boşlukta dolaşan bir ilişkiyi, belirli sabit bir yere raptiyeliyor... Daha griftleşiyorsun, iç içe giriyorsun... Bergüzar, beni artık en çıplak, en savunmasız halimle biliyor... Kuvvetsiz Tan'ı da tanıyor. Çok rahat ağlayabiliyorum onun yanında...

Bu bir erkeğin korktuğu bir şey midir?

- Belli bir samimiyeti aşmışlarsa, neden korksun? Öteki türlüsü samimiyetsizlik... Çok açık, çok transparan bir ilişki bizimki.

Evleneceğiniz doğru mu?

- Evet. Allah izin verirse. Önümüzdeki yaz sonuna, gelecek eylüle.

By- pass kişiliği değiştirir derler, sizde de var mı öyle bir şey?

- Bergüzar diyor bazen, 'Başka bir adam oldun' diye... Ben ölümü hissettim... Köşesinden, ucundan döndüm. O zaman şöyle tuhaf bir şey oluyor: Kendi kıymetini anlıyorsun, her şeye 'Eyvallah!' demiyorsun. Suiistimal edildiğini, kullanıldığını anlayınca terk ediyorsun. Yok oluyorsun, yok ediyorsun. Yeni Tan'da fark ettiğim şey bunlar.

Saçınızı neden kestirdiniz?

- Ameliyattan sonra değişiklik yapmak istedim. Önceki Tan'la çok özdeşleşen şeylerden biri saçıydı... Kestirdim.

Hayatınızın dönüm noktası mı oldu bu ameliyat?

- Evet hiç şüphesiz... Önce, çok yaşlı bir insan gibi hissediyordum kendimi, 5 adım atınca, ya da yokuş çıkınca yoruluyordum. Şu anda hızla kondüsyon kazanıyorum. Ve bu, sanki benim eski kalbim değil, yeni bir kalp gibi. Bu kadar düzenli atar mı? Çok güzel bir şeymiş, ben bunu yaşamamıştım. Tavırlarda da değişikliğe yol açabilirmiş. Kendimi daha sakin, daha güvenli hissediyorum...

Peki annenizin bu olan bitenden ne zaman haberi oldu?

- Önce yoğun bakım, sonra hastane odası, sonra bir hafta otel istirahatı derken, 'Tamam' dediler, 'Türkiye'ye dönebilirsiniz...' İşte o zaman anneme telefon açtım dedim ki, 'Senden bir şey rica ediyorum. Biz sana geliyoruz Bergüzar'la...' 'Evet oğlum.' 'Sevdiğin ne kadar insan varsa bir araya topla. Bütün dostlarını, arkadaşlarını...' 'Tamam' dedi, ama sebebini sormadı. 'Uzaktalarsa, uçak biletlerini de alalım...' 'Sen merak etme' dedi...

O ne zannetti?

- Muhtemelen bütün sevdiklerinin önünde Bergüzar'a evlenme teklif edeceğimi... Neyse, biz geldik... Herkes oturuyor... Herkes şık şıkıdım... Pastalar, börekler... Bizim de bir Sivas kangalımız var, beni çok sever, hep üzerime atlar. Bergüzar eve girince tedbir aldı, Kuzi üzerime çıkmasın diye. Çünkü hálá yeteri kadar güçlü değilim, devirir beni. O esnada babam, durumda bir tuhaflık olduğunu hissetti... Ben ayağa kalktım, herkese 'Bu, bir evlenme teklifi değil' dedim. Bir sessizlik oldu. 'Ben size bugün başka bir şeyden bahsedeceğim' dedim ve 'Bundan iki yıl önce...' diye konuşmaya başladım. Kalbimdeki rahatsızlıkla ilgili her şeyi anlattım. Biri, 'Şimdi ameliyata mı gidiyorsunuz Amerika'ya Bergüzar Hanım kızımızla' dedi. 'Annene bunu söylemeye mi geldin?' dedi. 'Hayır teyzecim' dedim, 'Ameliyat oldum. Şu anda çok iyiyim, anneme bunun müjdesini vermeye geldim...' Herkes ayağa kalktı, alkışlamaya başladı...

Kamuda Doktor Kalmadı


Özel Sağlık Sektörünün Son Dönemlerdeki Hızlı Gelişimi Öteden Beri Doktor Sıkıntısı Yaşayan Devlet Hastanelerindeki Bu Sıkıntıyı İyice Derinleştirdi. Kamudaki Doktorlar Özel Hastanelere Kaçıyor.


Türkiye'de özel sağlık sektörünün son dönemlerdeki hızlı gelişimi öteden beri doktor sıkıntısı yaşayan devlet hastanelerindeki bu sıkıntıyı iyice derinleştirdi. Kamunun çalışma şartlarını beğenmeyerek özel hastanelere geçen hekim sayısında son 6 ayda rekor patlama yaşandı.

Türkiye genelinde devlet hastanelerinden özel sektöre geçen uzman sayısı 6 ayda 2 bin 360'a yükseldi. Transferler nedeniyle birçok hastane kulak-burun-boğaz, dahiliye ve çocuk uzmanı bulamıyor. Doğuda mecburi hizmet süresi dolanların istifa hazırlığında olduğu belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı, kamudan kaçışlara özel hastanelerin 15 bin ile 20 bin YTL arasında maaşlar vermesini gerekçe gösteriyor. Vatandaştan alınan fark ücretlerinin hekim maaşlarını yükseltmek için kullanıldığını tespit eden bakanlık

yetkilileri, "Fark ücretine getirilen yüzde 20 tavan standardı mutlaka yasalaşmalı. Aksi taktirde kamu hastaneleri doktorsuz kalacak" uyarısında bulundu. Özel hastanelerle Sağlık Bakanlığı arasındaki doktor transferi ve fark ücreti tartışmaları yeni bir boyut kazandı. Doktor sayılarını tespit etmek için özellerden rapor isteyen bakanlık, devlet hastaneleri aleyhine korkutucu bir sonuçla karşılaştı. 15 Haziran'da sigortalı hastalara bakmaya başlayan özellerin doktor sayılarında sürekli bir artış olurken,

kamu hastanelerinin uzman sayısında düşüş belirlendi. Doğu ve Güneydoğu illerindeki birçok doktor da bir araya gelerek özel hastane kurdu. Devlet hastanelerinden özele kaçışlara Çorum, Tokat ve Edirne gibi şehirlerin eklenmesi üzerine kamudan istifa eden doktor sayısı 2 bin 360'ı buldu. Performans uygulamasıyla uzman maaşları ortalama 4 bin 500-5 bin YTL'ye çıkmasına rağmen özele kaçışların devam etmesi özel hastanelerdeki astronomik ücretlere bağlanıyor.

Devlet hastanelerinde çalışan doktorların bir bir istifa ederek daha iyi maaş ve çalışma şartları sağlayan özel hastanelere geçmesi kamu hizmetinde sıkıntıya yol açtı. Geçtiğimiz günlerde Tokat'ta, devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerinde görev yapan 8 doktor, görevlerinden istifa ederek özel bir hastaneye geçti. Devlet hastanesindeki kadın doğum, kulak burun boğaz, beyin cerrahi, nöroloji ve fizik tedavi uzmanları kentte açılan Medical Park'ta çalışmayı tercih edince hastaların tedavi

kuyruklarında bekleme süresi arttı. Doğudaki birçok hastanede ise çocuk, kulak burun boğaz ve dahiliye alanlarında istifalar sebebiyle doktor bulunamıyor.

Geçişlerin ardından laboratuar, göz ve radyoloji gibi bölümlerde hastaların büyük mağduriyetler yaşadığını belirten Van-Muş-Bitlis-Hakkari Tabipler Odası Başkanı Doç. Dr. Özkan Ünal, "Özel hastaneler doygunluğa ulaşıncaya kadar bu kaçışlar devam edecek" dedi. Van'da Medical Park'ın hastane açma hazırlığında olduğunu ifade eden Ünal, çevre illerdeki doktorların şimdiden transfer görüşmelerine başladığını aktardı. İstifaların tek sebebinin özellerin verdiği yüksek ücretler olmadığını savunan Ünal, bu

duruma mecburi hizmet için bölge şehirlerine gelen doktorların görev süresini doldurmasının ardından batıya geçememesinin de etkili olduğu söyledi. Ünal, "2 yıl önce Van'a gelmiş, 2 yıl bu bölgeye hizmet etmiş bir anestezi uzmanı, tayin istediğinde puanı tutmadığı için hiçbir yere gidememektedir. Halbuki yeni mezun bir anestezi uzmanı için son kurada İzmir'de bir Eğitim Hastanesi'nde mecburi hizmet kurası açılmıştır." Ünal, tam gün yasasının çıkmasıyla istifaların artacağını ileri sürdü.

Doktor sayısını artırmak için yabancı hekim getirme çalışmalarına izin verecek yasa çalışmalarını sürdüren Sağlık Bakanlığı, özelleri yüksek maaşlar konusunda uyardı. Bakanlıktan üst düzey bir kaynak, "Hekime 15-20 bin YTL verip hasta bakmak özelleri iflasa götürür" dedi. Fark ücretlerinin özellerdeki hekimlerin maaşlarını finanse etmek için kullanıldığını aktaran aynı isim, devletin belirlediği fiyatın en fazla yüzde 20'si kadar fark ücreti standardının yasalaşmasına dikkat çekti. Bakanlık olarak fark

ücretini bıçak parasıyla eşdeğer gördüklerini de sözlerine ekledi.